26 Ekim 2017 Perşembe

Kalabalıktaki yalnızlara...

Sevgilisinden ayrılan bir arkadaşınızı illa o zaten şöyleydi böyleydi diye yerip, arkadaşınızı yüceltmeniz mi gerekir? 

Kimse kimsenin ayakkabısında değil aslen. Ve hiç kimse ya da hiçbir şey mükemmel değil. Sadece kusursuz sevebilene sevdiği kusursuzdur. 

Ego boost için koltuğunuzu yükseltin. Bir Hintli’nin sırtına ayağıyla basıp deveye çıkan bir hıyardan farkınız olsun. 


Bir insana olan bağımlılığı yok etmek için, o insanı gözünde küçültmek, yersizce kendi çapında aşağılamak mı gerekiyor? 

Yoksa kendine dönmek ve tek başına bir bütün olduğunu kendine kanıtlamak mı? Neden yarım hissettiğini sorgulamaktır doğrusu. Kimse yarım değil. Kimse kimseyi tamamlamıyor. Herkes ayrı bir dünya. Herkes ayrı bir özel parça. Tüm evrende bütün bir nokta. Güzel bir parça olmaya bakın. Ve bu noktalar birbirine aslında bağlı. Başka noktalar da bizim varlığımızı etkiliyor. Bizim titreşimimizi etkiliyor. Hepberaber bir bütün daha yaratıyoruz. Her birimizin nefesi aslında bir. Ve aslında hepimiz düzene ve sisteme uyan ve uymayan renklerimiz ve kalitelerimizle birer ayrı birey, birer ayrı insanız. 


Bir girl-band üyesi olmuş olmamın bana düşündürdüklerini görülebilir kılmak isterim; herkes birer farklı parmak, bir elin 5 parmağı gibi. Herkesin kendi özellikleri var. Herkesin farklı bir boyu, kavrama yetisi... ve aslında her biri tek başına bir parmak. Ve her parmak işini çok iyi yaptığında, ancak bir araya geldiklerinde iyi bir piyanist eli olabilirler. Her parmak önce kendisi bireysel ve bağımsız olarak iyi bir mucize olmalı. Ve sonra bütün olarak bir mucize olmalılar. Ekip işi olan her şeyde bu böyle. Kimse kimseyi tamamlamıyor aslında. Evet birbirimizin yardımıyla mucizeyi başka yerlere taşıyabiliyoruz, başka bir elle birleşince alkışlayabiyor, tempo tutabiliyoruz. Ama herkes önce bir bütün olmanın güvenini bulmalı. Ben! Burdayım. Ben burada var oluyorum. Şimdide. Burada. Ayaklarımın üstünde. Ben bir bireyim diyebilmeli. 



Kimseyle de collaboration yapma zorunluluğunuz yok. Siz yapmasanız da, yine de büyük resimde onlar varlığınızın yanında titreşecekler. Ama kimse en yakınınızda, alkış tutmak için sizinle yan yana olmak zorunda değil. Siz seçimlerinizi yapmalısınız. Önce kendinizle ilgilenmeli, kendi bütünlüğünüzün tınısını yakalamalısınız. Bu anlattıklarım bir müzik grubundan yola çıkarak düşündüklerim değil aslında. Ama her şey bir müzik grubundaki gibi işliyor diyebilirim. 

Bu genele uyan bir şablon. Gözlük gibi takıp bu pencereden bakarak yaşamadıkça, hayat yarım, siz yarım, ortaya çıkan resim yarım, ressam yarım... O yüzden önce kendinizle ilgilenin. Kendinize dönün. Bir de güneşe... Siz güneşe dönerken, kendi ayaklarında duran yanınızdaki tüm ay çiçekleri de sizle uyum içinde olacaklar. 


Bana soruyorlar grup müziği mi, solo olmak mı? Ben zaten hep hem soloyum, hem de grubun parçasıyım. Bu hiç değişmedi buradan bakarsak. Şimdi de grupta müzisyen arkadaşlarımızla bir parça ortaya çıkarıyoruz. Ekibimiz arkamızda... Ne zaman solo olabilirim? Ben hep solo olarak bir grubun içinde var oluyorum. Ben hep solo olarak ve evrenin bir parçası olarak var oluyorum. Hem aslında yalnızım hem de yalnız değilim. Hepimiz öyle... Gerektiğinde yalnız, tek vokal kalabilmektir bütün olmak... 


Diyeceğim o ki; güneşin güzel ışığını aldığınız yöne dönün, toprağı köklerinizle kavrayarak... Ve kalabalıktaki yalnızlığınızın keyfini sürün... 

İnsan ancak o zaman var. Resimde o zaman renkleriniz parlak... 

0 yorum :

Yorum Gönder