10 Aralık 2014 Çarşamba
Işıklı gecelerin karanlık taraflarında kayboluyordum... Sessizliğe doya doya uykusuz gecelerin yıldızlarını düşlüyordum...
Gece güzel
Gece dingin
Gece yalnız
Gülçin Ergül
11.12.2014
18 Ekim 2014 Cumartesi
CAGED
Parlak ısıklar aydınlatmıyor peşimdeki gölgeleri
Özgürleşmeyen bir kuş gibi tutsak zihniyetler
Kelepçeli suçlu yenilikler, öğrenilmiş çaresizlikler
Kahpe düzene baş kaldıran yalnız melekler
Ha varmısım ha yokmusum
Kime ne fark eder...
Ha korkmusum, ha yorulmusum
Bilmem ne fark eder...
Ne istersin hiçbir şey vermediğin birinden
Ne beklersin ki, inanmadığın mevcut gerçeklerden
Ne umarsın yerin dibine çekip itenden
Daha ne beklersin ki...
Ne beklersin emek vermediğin birinden
Ne beklersin ki, varlıgına inanmadığın hazineden
Ne umarsın kanatları bağlı zavallı bir güvercinden
Daha ne beklersin ki..
18.11.2011 04.57
26 Nisan 2014 Cumartesi
9 Şubat 2014 Pazar
BİR ROBOTLA YAŞLANMAK İSTİYORUM
İnsan oyalanacak, öğrenecek, sevecek, hatta sinirlenecek, ağlayacak, her şeyi yaşayabilecek, yalan işitmeyeceği, ayarlarınızla oynamayacak bir arkadaş, bir sevgili arıyor.
Hep dönüp dolaşıp aynı cümleye gelir misiniz siz de benim gibi?
''Kitap en iyi arkadaştır'' ama akıllı telefonlar biraz kitapların hayatımızdaki rolünden çaldı gibi...
Şimdi bana dürüst, kartları açık, ''neyse o'' diyen telefonum ve "ben bunları buldum ister inan ister inanma" ya da "bunu mu demek istedin" diye soran (fakat bütün çirkin ve eski fotograflarımı gösteren, bebeklik fotografımı bulamayıp kendisinde bulduğum) Google, neyi nasıl yapacağımı gösteren how to videolarını izleyebildiğimiz wikihow ve türevleri, müzik videoları ve performansları ve daha bir çok şey izleyebildiğim YouTube gibi bana bir şeyler katan, eğlendiren böyle arkadaşlarım varken, bazı insanların yalanlarını çekemiyorum. Etkileyici görünmek uğruna role girmelerini, showlarını izleyemiyorum.
Ben kendime yetebilirken, I'm so busy finding myself diye şarkı sözleri duyunca, gözlerimde ikonik kalpler yanarken, bu internet sansürleri teknolojik arkadaşlarımı da o kişilere benzetiyor.Sarılabileceğim yumuşak bir robot da yaparlarsa yaşlandığımda robotla hayatıma devam edebilirim. Gerçekten ben herkesi olduğu gibi kabul etmeye çalıştıkça, sınanıyorum herhalde. Tolare edebiliyor oluşum, merhamet ve anlayış gösterebiliyor oluşum suistimal edilmem gerektiği anlamına gelmemeliydi. Orda hayır diyebilmek önem kazanıyor. İnsanlar istemiyorlar iyi davranılmayı bazen. Vicdani sebepler bile olabilir.
İnsanların istediğim gibi olmayacaklarını, kimsenin hatasız olmayacağını bilmek ve mesafeyi ayarlamak gerek. Değer kaybetmemi sağlamasaydı iyi olurdu bu mesela. Ama gözden düşüşle doğru orantılı oluyor herhalde size verilen değer de. Kimse kimseden hoşlanmak zorunda hiç değil, ama her zaman herkes nazik olmak, hanımefendi beyefendi gibi davranmak zorunda. Kaybetmez, kazanır. Yontulmamış davranışlar, gösterişsever kişilerin genelde atladığı bir nokta. Ama ne yapabilirsin... Yapacak bir şey yok, kendinle ilgileneceksin başkaları sana ne yaparsa yapsın senin bakış açın, hayır deyişin, sınırları koyuşun değişecek mutlu olmak için.
Ayrıca nazik olmak; dalkavukluk etmek, gereksiz yalanlara başvurmak değil. Bu da çok ince bir çizgi.
Yalnızlıkla sorunu olmayan kişiler kendileriyle barışıktır. Hep bunu derim fakat ben kendi seçimim olarak, yalnızlığın tadını keyifle fazla çıkardım son 2-3 haftadır, suyunu mu çıkardım acaba diye de düşünmeye başladım artık; sonuç olarak, tek sorun bunca zaman sonunda bir sarılmalık gövde bulmakta oluyor. Artık onu da gömlek şeklindeki (boyfriend pillow) yastıklardan alarak çözebilir, o açığı kapatabilirim. Fancy'de gördüm. http://fancy.to/tiy65h "Yastıklara Sarılıp Yatar Mıydın" eşliğinde, oh ne güzel. Valla I gave it a like.
Sevgililer gününde de meditasyon hocalık eğitimi izdivasında olacağım. Oh oh ne güzel. Zaten geçen sene de 14 şubat yine yoga ile geçmişti. Bu arada 1 hafta internet ve telefonum olmayacak hey heylerin davetli olduğunu görebiliyorum şimdiden.
Bir de bugün sevdiğim bir insanla sushi yemek istedim ama canım arkadaşlarımı aramadım, canım olmayanları aradım mazoist denemeler bunlar herhalde. Bazen paralel evreni merak ediyorum da... E, yalnız yedim. Sadece burası üzücü ama gerisi çok bağımsız, çok güçlü! Çok kendinden emin! Yani bu kısım da olmasa zaten yin yang nerde derim, alışmışız gökkuşağı yağmur, gökkuşağı, kar, tipi... Kafamıza kafamıza!.. İki yüzümüz gülmesin, ardından ağlamayan hakkıyla sevinemiyor sanki. O yüzden zaten doğal olmaz. Yok öyle yüzde yüz güçlü insan. Yok öyle gece olmadan gündüz. O sahnede alkışladığınız dünya starları bile eve gidince yapayalnız kalıyorlar derin gerçekte. O kadar parlak ışıklı olsa da kulisi öyle değil.
Gözlerimin zaten ilgiyle açılmasını sağlayan çok fazla şey yok belki de bu yüzden kafa hep ordan oraya yüz bin tane tab açmış gibi zıplıyor. Baş belası dikkat eksikliğim küçüklüğümden beri peşimde...
Fakat o gözlerimi açan şeylerde gösterdiğim şaşırtıcı performansı ben bile bazen kendime yabancılaşarak takdir edebiliyorum. (Düşün ki kendini takdir etmekte zayıf olan ben)
Ve bunu yapabilen şeylerin hepsi teknoloji destekli şeyler. İnsanlar tek başlarına bunu yapamıyorlar bana çoğu zaman. Hayır yani, bunu yapabildiyseniz gerçekten özel durum kitini kırmışsınız demektir. Close friends list'imdesinizdir.
Gerçekten her şeyi normal karşılayan, ilgisizlik abidesi bir insanım galiba. Benim hayatımda her şey muhtemel. Ya da bana olur belki de her şey, ben de bağışıklık sistemi alanında soyut bir body building yaptım. Ya da tamam ya biliyorum herkesin öyle... Böyle şaşıramamak da pek iyi değil. Yok yok, ya galiba güzel şeylere şaşırabiliyorum...
Ayrıca şom ağız dedikleri şey de, ileri görüşlülük... Kapalı gözlerimle önceden karayı gördüysem şaşırmamam normal.
Asyalı göz kapaklarım yaşlanınca daha da düşecekmiş, ağırlaşacakmış, sonra uyku modunda hayatıma devam edeceğim.
Şimdi bu monologa son veriyorum. Zengin kalkışı.
Başka tab açıcam.
Bunun özlemini realde de yaşamamak elde değil.
Sarıldım.
G
21 Temmuz 2013 Pazar
KIRIK BİR KALPLE, YAŞAMAKTAN ZEVK ALMANIN YOLLARI (Come, join me!)
- GOOD MORNING SUNSHINE!!! :)
Biz ince, kırılgan, narin, zayıf yanlarımızla da varız...
Kırık kalple güne başlarken, sizi bomba gibi uyandırabilecek, yüzünüze bir gülümseme yerleştirebilecek bir şeyler gerekli. Uyandığınızda gözünüzün önüne gelen malum kalp kırıklarını, sürekli ileri geri sarıp oynattığınız dünü biraz sizden uzaklaştırabilecek bir şeyler olmalı.
Uzun bir elbiseyle yüzdüğünüzü hayal edin, elbiselerin eteklerinde küçük kurşun ağırlıklar olduğunu... Bu kurşunlar eteğin çekim sırasında yukarı çıkmasını zorlaştırıyor ama zaten ıslanınca külçe gibi olan koskoca uzun elbisenin ağırlığıyla, bacaklarınıza dolanan eteğin parçalarıyla yüzmek için mücadele ederken bu kurşunlar sizi daha da dibe çekiyor. İşte ben hayatımdaki, özellikle de özel hayatımla ilgili tüm yapışkan takıntıları, dönüp duran fazla gereksiz arızaları, böyle dibe çeken ağırlıklar olarak görüyorum. Bu hissiyatı gözümde resimlendirince kurtulmak bile istemediğim, düşünerek kendimi üzmeyi sevdiğim saçmalıkları biraz da olsa kendimden uzağa fırlatma isteği doğuruyor içimde.
iLK ADIM
En sevdiğiniz majör şarkılardan birini seçmelisiniz, kendini duyurduğunda sizi gülümsetebilen bir şarkınız eğer yoksa, son zamanlarda ot gibi yaşamakta olduğunuzun bu önemli belirtisinden kurtularak başlayın.
iPod, radyo, tv, yeni çıkan şarkıların listeleri, belki itunes store, her ne varsa işte keşfe çıkın.
Burada önemli olan ne olduğu, nasıl bir müzik olduğu değil, sizde yarattığı etki.
İKİNCİ ADIM
Telefon, dock, müzik seti gibi teknolojik ekipmanlar sayesinde, en sevdiğiniz şarkıyla uyanabilirsiniz. Her alette var bu özellik ama bunu kullanan kendim haricinde tek bir kişi tanımıyorum. Ama inanın ki güzel uyanacaksınız. Yalnız kendiliğinden biyolojik saatinizle uyandıktan sonra çalmasını tavsiye ederim. 8 saatinizi hesaplayın, kendinize kaçta uyanacağınızı fısıldayın, müzikle çalmak üzere kurulmuş olan saatinize (ya da ben ipod, iphone ve ipad ile uyumlu dock kullanıyorum) bakıp uyuyun. Sabah muhtemelen mucizevi şekilde biyolojik saatinizle uyanmış olabilirsiniz. Ve planımıza göre az sonra sevdiğiniz şarkı size günaydın diyecek. Biraz kullanma klavuzu okumanız gerekebilir belki.
Sabah dinlediğiniz majör şarkıların gününüzü güzel etkilediği araştırmalarla kanıtlanmış durumda, olmasa da etkisi aşikar zaten.
Dikkat edilmesi gerekenler:
- Şarkının introsu sizi yataktan fırlatacak kadar güçlü başlamamalı. Yoksa o kulak tırmalayarak çalan eski çizgi filmlerdeki nefret edilesi, kırılası çalar saatlerden farkı olmayacak.Şarkınızın giderek yükselen, merhametle uyandıran bir yumuşaklıkta başlaması gerekir. Volume ayarınızı da kısık ayarlayın. Yüksek sesle uyanmak istemeyeceksiniz. Kulaklarınız da, karanlıktayken birden açılan ışık karşısında rahatsız olan gözlerinizin sendromunu yaşamasın.
- Sözlerin ne dediği de oldukça önemli. Olumlama cümleleri içermesinde fayda var. Pozitif düşüncenin gücünü hafife almayalım, ona kaçmak isteyen, temcit pilavı gibi döndürüp döndürüp gereksiz negatiflikler düşünmek isteyen aklınızı, güzellikle meşgul etmek, güzellikleri görebilecek kadar güç verebilmek için sözleri dinleyebileceğiniz, düşünce gücünüzle pozitifi çekeceğiniz bir şarkı bulalım. Ne düşüneceğimize dikkat etmekte fayda var.
Örnek: Alain Clark - Wonderful Day
''Wonderful day, today is gonna be a wonderful day for me.''
Today, Everything is gonna go my way''
Lyrics: Alain Clark
Ya da ben Kirtan sevdiğim için, C.C.White'ın Soul Kirtan albümünden Karuna Sagari Ma ile uyanabiliyorum. Yüzümü güldürüyor. (mantra)
Mesela bu tatilde benim uplifting şarkım Jamie Cullum - Mind Trick'ti.
Kırık kalple yaşamaktan zevk almak, güne güzel başlayabilmek için şarkı önerilerinizi paylaşmanızı bekliyorum. ;)
Şarkı başlayınca yatakta yüzünüzde bir gülümsemeyle dinleyerek, dans ederek uyanabilirsiniz.
Numaradan bile olsa gülümseyin, yüz kaslarınız size mutluluk hissini hatırlatacak. Elleri, ayakları yavaşça uyandırın, sonra kollar ve bacaklar başlayan dalgayı devam ettirebilir. Tüm bunlar, bakış açınız, sizin kendinize verdiğiniz değer ve kendinizle aranızdaki mizah ve keşiflerinize bağlı. Kendi kendinize eğlenmek sizin elinizde.Dans ederken, yoga yaparken yapılan bir şey bu bahsettiğim. Vücudunuzu dinleyerek, farkında olarak, ona ne ihtiyacı olduğunu sorarak uyandırın. Tutulmuş musunuz, nasıl bir strech, nasıl bir gerinme ihtiyacı duyuyorsunuz, araştırın. Belki de kendinize biraz masaj yaparak uyandıracaksınız vücudunuzu. Belki güne meditasyonla başlayacaksınız birazdan.
Tüm bunlar henüz 1 dk bile olmadı belki de. Belki de tüm şarkıyı dinlediniz keyifle. Take your time!
Ben albümün devam etmesini tercih ediyorum. Dolayısıyla aynı çizgide ve enerjide devam ediyor sabahım.
Devamında hemen benim ilk işim büyük bir bardakla su içmek.
Üşeniyorsanız müsli öneriyorum malum kalp kırık olunca zengin Türk kahvaltısı biraz zor gelebiliyor.
Şimdilik bu kadar.
Sarılıyorum...
GE
8 Ocak 2013 Salı
MONA LISA SMILE :)
Madem blog'um bensiz ağladı bunca zaman, ben yazarken kar da klavyemin tıkırtısına güzeliğiyle eşlik etsin bu gece...
İç ses: Acaba ne yazacağım!?
Görmediğimi sanıyorsunuz bazen; mention tweet'lerinizi görüyorum, okuyorum. Özellikle sürekli yazan, senelerdir beni takip eden kişileri zaten tanıyorum.
Biliyorum, bekliyorsunuz. - Ben de öyle!..
"Albüm ne zaman, ne zaman, ne zaman??? " diyen seslerinizi duyuyorum, tweet'lerinizi okuyorum.
Biliyorum albüm hazırlığı oldukça uzadı, fakat elim boş olmayacak. = değil!
Albümümün prodüksiyonunu, çok sevilen, benim de beraber çalıştığım için çok sevindiğim biri yapmaya başladı. Şimdilik bu yeterli bir ipucu. ;)
Bu blogumun yüzünü güldüren bir yazı olmadı daha çok tweetlonger yerine kullanıldı, zavallı bakımsız cadı bahçesi blog'um AMA umarım yine yazmamı isteyenlere bir Mona Lisa tebessümü olmuştur.
Heeey! En azından şimdilik!
PS: Put your Mona Lisa smile on!
Like I do...
İyi geceler!
ya da....
Günaydın!
Her ne zaman okuyorsanız.. :)
9 Ocak 2013
02.00
Gülçin
29 Ekim 2012 Pazartesi
Saçmalık...(Zıplayan düşünceler)
Çok saçma günler yaşıyorum.
Nedense doğum günlerim hep kötü geçer... Bir istisna olmuştu o ayrı...O da çok güzel olduğu için hatırladığımda acıtır oldu.
The Guitarist diye bir film izledim dün kadın kanser olmuştu. Hayatını 2 ay sonra yokmuş gibi yaşadı. Kanseri atlattı. Nedir ki saçma sapan moral bozucu etkenler hayattan soğutan bunun yanında!? Düşününce orda, çözüp yolladıkça ardında her olumsuzluk.
Uzun zamandır yazmıyorum. Bu da yazmak değil.
Zaten kuyuya bağırmak gibi bir şey oluyor bazen, öyle bir eko monoloğu gerçekleştiriyorum.
Her şey anlaşılamayacak kadar basit demiştim. Aslında kabul edince her şey kolay. Biraz bunu düşününce iyi geliyor.
Kimseye güvenmesek daha mı iyi olacak güvensek mi daha sağlıklı kalacağız bunu ayırt edemiyorum şu anda. Arası da varsa oralarda dengede kalmak çok zor.
İnsanları çok önemsemek ne kadar da acı verici. Caring someone hurts... Yani o yüzden mi kütük robotik insanlara dönüşüyor kimileri... Ben de numb olmak istiyorum. Ben de acıtılmamak, ben de bazen hissetmemek istiyorum... Ben de pişman olmayacak kadar insanları önemsememek istiyorum.
29 Ekim 2012
18.18
No rewriting, No editing, Nothing!
Gülçin
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)

